İşverenlerin maaşın yüzde 3’ünü bireysel fonlara aktaracağı sistem, 2025’in son çeyreğinde devreye girecek. İşte milyonlarca çalışanı ilgilendiren TES sisteminin detayları… Orta Vadeli Program’da yer alan TES, mevcut kıdem tazminatı haklarını güvence altına alıyor. 1 Ocak 2022’den sonra işten ayrılanlar, geçmiş dönem kıdem tazminatlarını alabilecek. İstifa eden çalışanlar da hem kıdem tazminatlarını hem de bireysel fon birikimlerini kazanılmış hak olarak koruyacak. Bu düzenleme, yıllardır süren kıdem tazminatı davalarını sona erdirmeyi amaçlıyor.
İŞVEREN KATKISI: YÜZDE 3
Mevcut yüzde 5,33’lük (19 gün) kıdem tazminatı hakkı devam edecek. Ayrıca, işverenler her ay çalışanın brüt maaşının yüzde 3’ünü bireysel fon hesabına yatıracak. Bu katkı, çalışanların emeklilikte ek gelir elde etmesini sağlayarak kıdem süreçlerini daha şeffaf ve düzenli hale getirecek.
60 YAŞTA EMEKLİLİK VE TOPLU ÖDEME
TES sisteminde 60 yaşını dolduranlar emekliliğe hak kazanacak. Talep edenler, birikimlerinin yüzde 25’ine kadar toplu ödeme alabilecek. Örneğin, asgari ücretli bir çalışan 25 yıl sistemde kaldığında, emekli maaşına aylık 300 ila 566 lira ek gelir elde edebilecek.
ERKEN ÇEKİM İMKÂNI
60 yaşına ulaşmayanlar, ilk konut alımı, evlilik, ağır hastalık veya işsizlik gibi durumlarda birikimlerinin yüzde 10’una kadar çekim yapabilecek. Bu, çalışanların acil ihtiyaçlarına destek olmayı hedefliyor.
SİSTEMİN UYGULAMA AYRINTILARI
TES, 2025’in son çeyreğinde başlayacak ve büyük olasılıkla zorunlu olacak. Özel sektör (4/A) ve kamu çalışanlarını (4/C) kapsayacak sistemde, Bağ-Kur’lular (4/B) ilk aşamada yer almayabilir. Emeklilik için 10 yıl prim ödeme şartı aranırken, giriş-çıkış koşulları henüz netleşmedi.
AVANTAJLAR VE RİSKLER
TES, emeklilikte gelir güvencesi sağlarken bireysel tasarrufları artıracak ve finans sektörüne kaynak yaratacak. Kıdem tazminatı davalarının azalması ve yaşam standardının korunması da önemli avantajlar. Ancak, maaş kesintileri çalışanlarda yük algısı oluşturabilir. Fon performansı, enflasyon ve yatırım getirisi gibi unsurlar nedeniyle birikimlerin beklenenden düşük kalma riski mevcut. Zorunlu katılım, bireysel tercihleri kısıtlayarak tepkiye yol açabilir ve geçiş sürecinde hak kayıpları belirsizlik yaratabilir.



